Yaşadığımız yüzyılın bize sağladıklarının gerçekten tam olarak farkında mıyız? Her ne kadar bu yeni yüzyıl bize oldukça olanak ve binlerce farklı bilgi kaynağına erişim sağlasa da, hala dünya üzerinde bilgi kirliliğinden başka bir şey yok. Değişe değişe o kadar tuhaf haller alıyor ki ortaya yayılan bilgiler, bazen sadece isimler doğru oluyor. Teknoloji, ve bu hızı bizim en büyük düşmanımız aslında. Hızını da boş verelim. İnternet, dünyanın kazılmaya en müsait çöplüğüdür. Ve eliniz boş döneceğiniz çöplükler gibi de değersiz değildir. Seneler önce attığı tweet'ler için insanların kariyerlerinin yanıyor olması bunun en büyük örneği olarak sayılabilir. Fark edemeyeceğimiz kadar büyük, belki de, teknolojinin gelişiminden daha hızlı bir şekilde her gün teknolojinin kölesi olmaya devam ediyoruz. Bu işten milyonlar kaldıran insanları boğaz tokluğuna savunup, saçma sapan sebepler için birbirimize düşüyoruz. İnsanlar, evlerinden çıkmamayı mağrifet sayıyor artık. Çünkü dışarı, evleri kadar eğlenceli ve sıcak değil. Teknoloji bizi tembelleştirdiği gibi, insanlığımızı da elimizden alıyor.
Hiç teknolojinin ekmeğini yememiş gibi konuşmayayım. Çünkü bu doğru değil. Şu an teknoloji olmazsa irtibat kuracağım kimse yok. Bu yüzden minnettarım teknolojiye. Oturup size bilgisayarımın başından bir şeyler yazabiliyorsam bu da teknoloji sayesindedir. Ama gel gelelim, ben fazla takığım bu teknoloji bağımlılığına. Kitap okumayı unuttuk. İçinde makine olmayan filmleri sıkıcı bulmaya başladık. Daha önce hayatımızda olmayan teknolojiyi, kendimiz için yoktan yere ihtiyaç haline getirdik. Hikaye hep aynıdır. Çocuk telefon ister, anne baba karşı çıkardı 1-2 sene önce. Şimdi ise çocukları oyalamak için ellerine kitap, boya kalemi vermektense telefon veriliyor. Telefon tek başına da değil. İçinde mutlaka YouTube olacak. Yoksa çocuğu zapt edemeyiz. Peki, sevgili anne-babalar; Çocuklarınızın çöplükte oynamasına izin verir miydiniz? Hayır, vermezdiniz. Çünkü çöplükte oynarlarsa, hastalık kaparlar. Evet, evde güvendeler. Ama zihinleri güvende değil. Medyanın, ve yeni dünyanın istediği gibi bir nesil yetişiyor. Ne popülerse ondan beslenen, bu popülerlik bitince de bir kenara atan. Teknoloji, değerlerimizi, yaşam biçimlerimizi ve becerilerimizi kısıtlıyor.
Sırf insanlar kendi evlerinde rahat rahat her dile çeviri yapabilsin diye makineler çıkarılıyor. Peki ya bir dil öğrenmeye çabalayan insanlar neden yapıyor bunu? Can sıkıntısı mı? Teknoloji ile ölecek mesleklerden sadece bir tanesi çevirmenlik. Hem teknolojik gelişmelerle, hem de insanların teknoloji tarafından meşgul edilmesiyle. Kitap okunmadıkça, çevirmenlere pekte iş kalmıyor. Dediğim gibi, kitap okumayı unuttuk. Kitapların kokusunu, kitapçılarda gezip kaybolmayı unuttuk. Yaratıcılığımız yok oldu. Bu yüzden, yapılan en basit şey bile bize dünyanın en ilginç şeyi gibi geliyor. Her şey bir yalan üzerine kurulmuş. Yakında herkes bu yalana uyacak. Farkındalık denen şey yok olacak. Hatta belki de, oldu bile. Sadece farkında değiliz. 7-8 yaşındaki çocuklar ağza alınmayacak küfürler biliyor, her gün binlerce çocuk cinsel istismara uğruyor, ama biz yeni çıkacak aletlerin peşindeyiz. Peki neden bu kadar duyarsızız? Cevap basit. Çünkü başımıza hiç gelmeyeck gibi düşünüyoruz. Sokakta düşenlere güleriz, fakat bize gülündüğünde yaşadığımız o ruh halini nasıl tarif edebiliriz? Değersizlik, değil mi?
İşte biz insanlar, farkında olmadıkça teknoloji bizi ele geçirmeye devam edecek. Ki geçirdi bile. Ben bile bu yazıları belli bir kitleye ulaşması için yaptığımı sanıyordum. Ama değil. Ben bu işi sadece içimden geldiği için yapıyorum. Kendimi temiz bir biçimde ifade edebilmek için. Çünkü böyle bir bilgi ve insan kirliliği içerisinde, kendinizi ifade etmek fazlasıyla zor. Beyinlerimizi artık kendi düşüncelerimiz değil, internette dolanan şeyler yönetiyor. Eskiden her evde iki-üç araba var diye şikayetlenirdik, kaldırımlar araba dolu diyorduk. Şimdi de evlerimiz teknolojik cihazla dolu. Her evde de en az 3 telefon, 1 bilgisayar bulunuyor artık ortalama. Beynimizin kaldırımlarında gezen onca boş bilgiden bahsetmeye bile gerek yok.
Evet belki artık her şey çok kolay, her şey çok çeşitli. Ama değil, maalesef böyle işlemiyor. İnsanoğlu işleri kolaylaştırdıkça, açlığı daha da artıyor. Aslında kendi felaketimizi kendimiz çağırıyoruz. Bize hükmeden bir tanrı gerçeğini kabullenemiyoruz aslında bir türlü. Bu yüzden, biz de bir şeylere hükmetme gereği duyuyoruz. Bunu da bize teknoloji sağlıyor gibimize geliyor aslında. Sonuçta siz şarj etmeseniz, o cihaz ha var, ha yok. Peki onu en fazla ne kadar şarjsız bıraktık? Bir saat, yarım saat. on beş dakika?
Sonuç olarak, teknoloji hepimizi ele geçirmiş durumda. Evlerde sessizlik var. Bazen klavye sesleri, bazen YouTube videoları oynuyor duyuluyor evlerde. Herkes, kendi ilgi duyduğu şeyle ilgileniyor. Ortak aktiviteler, ortak zevkler azalıyor. İlişkiler makineleşiyor. İnsanları tanımak zorlaşıyor. Her insan aynı imajdaymış algısı yaratılıyor. Teknoloji, toplumu değil, önce bireyi içten içe çürütüyor. Ve eğer farkına varmazsak, çürüyüp gideceğiz. Hepimiz. İstisnasız.
