Mustafa Kemal Atatürk (1881-1938)
Büyük Türk milletinin önderi, babası Mustafa Kemal Atatürk. Belki yaşım onu anlamaya henüz yetmiyor şu an, fakat o ve benim yaşıtlarımla birlikte bana da emanet ettiği bu güzel, eşsiz topraklara bakınca, "Ata'nın bize olan güvenini boşa mı çıkardık acaba?" diye kendi kendine sormadan edemiyor insan. O ki, tüm dünyaca kabul görmüş bir lider, bir komutan ve işini alnının akıyla yapmış bir "Reis-i Cumhur".
Ömrünün çoğunu cephelerde harcamış, 57 yıllık bir dev. Ama o'nun ve arkadaşlarının savaşı, asıl 1923'te başlamıştı. Yeni ve güçsüz bir devletin başına gelebilecek her şeyle alınlarının akıyla mücadele ettiler. Fakat bu mücadele, Mustafa Kemal'i oldukça yormuştu.1937 yılının sonlarına doğru Mustafa Kemal'in sağlık durumu iyice kötüye gitti. Artık toparlanamayacak haldeydi. 1938 yılının başında bacaklarındaki kaşıntıdan bıkıp, tedavi amacıyla gittiği Yalova Kaplıcaları'nda, dönemin kaplıca doktoru olan Nihat Yaşar Belger, yaptığı muayene sonucu, Mustafa Kemal'in karaciğerinin sertleşmiş olduğunu tespit etti. Sonrasında ise yerli ve yabancı doktorlar tarafından muayene edildi Mustafa Kemal. Ve hastalığına bir teşhis konduldu: Siroz.
Fakat Mustafa Kemal'in öncelikleri farklıydı. Vatanı ve milletinin geleceği, sağlığından daha önce geliyordu ona göre. Kendini iyi hisseder hissetmez, tekrar işinin başına koyuldu. Çünkü vatanı için son bir arzusu vardı: Hatay'ı ana vatana katmak. Fakat Hatay, anca onun bu dünyadan göçüşünden 1 yıl sonra ana vatana katılabildi. Böylece Ata, kendi göremese de, vatanında karşı son sorumluğunu da yerine getirmiş oldu.
Mustafa Kemal hastalığını önemsemeden 19 Mayıs kutlamalarının ardından Ankara'dan Mersin'e gitmek üzere uzun bir tren yolcuğu yaptı. Fakat onun yorgun ve istekli bedeni daha fazla dayanamadı. Yoğun programı ve bunaltıcı sıcak yüzünden hastalığı iyice ilerledi. 29 Ekim günü Paris'ten getirilen Doktor Fissinger, Ata'yı muayene ettiğinde hastalığının iyice ilerlemiş olduğu anlaşıldı. Fakat Mustafa Kemal Cumhuriyet'in 15. Yıl kutlamalarına katılmak istiyordu. Ne yazık ki katılamadı. Ankara'da hipodrom'da Celal Bayar, Mustafa Kemal'in orduya mesajını okurken, o hasta yatağında "Ah, Ankara'ya gidemedik" diye yakınıyordu Salih Bozok'a. Akşam olunca havai fişekleri duydu Ata. Sonra sofracı Kamil'e sesleri sordu. Kamil "gök gürüldüyor" diye yanıtladı. Fakat Mustafa Kemal ona "hadi enayi" diye yanıt verdi, ve tam o anda Kuleli Askeri Lisesi'ni taşıyan vapur, Dolmabahçe'nin önünnden geçiyordu. "Atamızı görmek istiyoruz!" diye bağırıyordu hep bir ağızdan 10. Yıl Marşı söyleyen öğrenciler. O gün yanındakiler hasta yatağında zar zor doğrulmuş Mustafa Kemal'in ilk kez ağladığını gördüler.
29 Ekim'den 7 Kasım'a kadar hastalığıyla mücadele etti. Bu günlerde yarı uykulu, yarı uyanık geçirdi günlerini Mustafa Kemal. Uyku arasında bir şeyler söylüyor, ayıldıkça da günün süt, pirinç suyu ve meyve suyundan oluşan menülerinden yiyordu. Aslında o günlerde canı enginar yemeği istiyordu. Fakat o günlerde İstanbul'da enginar bulunmyordu. Bu yüzden Hatay'dan sipariş edildi. 5 Kasım cumartesi günü kendine gelir gibi oldu ve Makbule Hanım, Afet Hanım ve Sabiha Hanım Mustafa Kemal'in bitkin düşmüş elini öperek onunla vedalaştılar. 7 Kasımda iyice ağırlaştı Ata, karnındaki su iyice artmış ve o pazartesi sabahı uzandığı yerden kan tükürmeye başlamıştı.Doktorlar geldi, Mustafa Kemal, Nihat Yaşar Belger'e "Doktor, karnımdan suyu çekmek zamanı geldi", dedi. Bunun üzerine Belger, emri yerine getirdi. Akşama Mustafa Kemal'in ateşi hafif yükseldi, ama rahatlamıştı. Gece yarısına kadar sakin uyudu. Gece yarısı uyandı ve 8 Kasım'a girerken, Ata'da komaya girdi.
9 Kasım günü Mustafa Kemal'de kasılmalar nedeniyle istem dışı hareketler meydana geldi. Bromürlü lavmanı yapıldıktan sonra bu hareketler azaldı. Sık sık öksürdü, terledi öğle saati 3 dakika oksijen verildi. Akşama Ata tekrar komaya girdi. Göz bebekleri ışığa cevap veriyordu, fakat artık refleks alamıyorlardı. Doktoları Müşahade defterine "can çekişme" anlamına gelen "Agoni (Agony)" yazmışlardı. 10 Kasım'a girerken gece çok zor geçmişti. Kısa aralıklarla oksijen verilmeye devam edildi. Sabah 8'de Mehmet Kamil Berk ve Nihat Yaşar Belger Ata'ya glikozlu serum verdi. Saat 9 gibi Mustafa Kemal, hızlı hızlı nefes alıp vermeye başladı. Ve 10 Kasım 1938 günü 9'u 5 geçe, onu çok sevdiği milleti ve vatanından bedenen sonsuza dek veda edeceği o derin uykuya daldı Mustafa Kemal. Yaveri Salih Bozok, bilinçsizce merdivenlerden aşağı koşarak alt kattaki boş bir odaya girip kapıyı kapadı. Ardından içerden tek el silah sesi duyuldu. Ata'yı yalnız bırakmak istememişti Bozok.
Hatay'dan sipariş edilen enginarlar geldiğinde Mustafa Kemal bu derin uykusundaydı.
Nur içinde yat büyük adam! Seni kimse unutturamayacak!